1. Psikolojik Etkiler
Renklerin, tür, değer, doygunluklarına göre değişen sıcaklık, soğukluk, aktiflik, pasiflik, hafiflik, uyarıcılık, dinlendiricilik, sevinç, üzüntü gibi pek çok psikolojik etkileri olduğu günümüzde de deneylerle kanıtlanmıştır. Çeşitli kültürler ve inanç sistemlerinde renklerin canlılar üzerindeki etkilerinden faydalanılmış, renklerle meditasyon teknikleri kullanılmış, bir enerji şekli olan renklerle notalar arasında bağlantı kurulmuştur. Bu nedenle tasarımcının renk algısı ve rengin meydana getirdiği psikolojisini iyi bilmesi, verilmek istenen anlam veya imgenin güçlenmesini sağlayacaktır.
Renk türlerinin psikolojik etkilerinden bahsederken ifade edilmesi gereken bir konu da, bir rengin hem pozitif hem negatif özelliklerinin olabileceğidir. Örneğin kırmızı, bir ifade aracı, duyguların bir karşılığı olarak bize bazı anlamlarla görünür. Bu anlamlar her zaman, sözel açıklık kazanamasalar da bizi ruhen etkiler. Bu nedenle mekanlarda kullanılan kırmızı, yarattığı ruh haliyle, psikolojik etkileşimleri ortaya çıkarır. Kırmızı bir gül, gerçek sevginin geleneksel bir ifadesidir, ancak kırmızıyı görmek, kontrolü kaybetmek anlamına da gelebilir. Pozitif bir renktir, hayatın rengidir, fakat aynı kırmızı, bilinç altında olsa bile kanlı ve şiddete dayalı kurumları, hırs, tutku, kızgınlık sonucu ortaya çıkan savaşları da ifade eder. Bu nedenle kırmızı, kaosun rengidir ve gerçekte, uygun tonlarda ve oranlarda kullanılmamışsa, bir mekan içerisinde de kaosa neden olabilir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta renklerin pozitif-negatif etkilerini kontrol altına alabilmek için kullanılacak renk türünün, doymuşluk ve değerinin taşıdığı anlam açısından büyük öneme sahip olduğudur.
Renk türlerinin psikolojik etkileriyle ilgili yapılmış bir çok deney ve gözlemler yer almaktadır. Faber Birren1 yaptığı bir çok psikolojik deneylerde çok dikkatsiz ve kayıtsız bireylerin bile değişik renkli uyarıcılara tepki gösterdiklerini saptamıştır. Tablo1.1’de görülen şekilde tasnif edilmiştir.
Mavi rengin psikolojik etkisini renk araştırmacısı olan A.Ketchman yaptığı bir deney sonucunda ortaya koymuştur. Ketchman, park yerinde duran mavi renkteki iki otomobilin arasındaki boşluğun olduğundan geniş göründüğünü ispat edebileceğini iddia etmiştir. Bu araçlar arasındaki uzaklığın olduğundan daha geniş algılandığını ve bunun sonucunda mavi renkli araçların diğer renkli araçlara oranla park edilirken daha fazla kaza yaptığını kanıtlamıştır.
Aynı araştırmacı bir sesin farklı renkli mekanlarda farklı şiddetle etki ettiğini kanıtlamıştır. Dinleyiciler sesin, beyaza boyanmış bir salonda, mor renge boyanmış bir salondan daha gür ve kuvvetli işitildiğini söylemişlerdir.
Tablo1.1: Renk Türlerinin Psikolojik Etkileri

2. Şartlanmış Refleksler
Bir olayın algılanması, daha önceleri yaşanan olaylar ve tecrübelerle ilgi kurularak gerçekleşir. Alışılmış nesneler, ortalama duyarlılık düzeyine sahip bir insan üzerinde yüzeysel etki yaparlar. Buna karşılık, karşımıza ilk defa çıkan daha önce hiç karşılaşmadığımız nesneler içimizde hemen bir ruhsal izlenim uyandırır. Örneğin, bir çocuğun dünyayı algılaması böyledir: ışığı görür, çekimine kapılır, ellemek ister ve parmağını yakar. Edindiği tecrübeyle alevden korkmaya başlar. Bu deneyimler toplandıktan sonra ışık üzerine edinilen bilgiler beyne yazılmış olur ve çok yoğun ilgi kaybolur. Kavramlar ve renkler öyle şartlanmıştır ki salçanın veya ketçabın mavi olma ihtimali akla bile gelmez. Kırmızı renkte görmeye alışmış olduğumuz bir salçayı, mavi renkte gördüğümüzde iştahımız kapanır, yemek yeme isteğimiz kalmaz. Çünkü zamanla belirli renkleri belirli cisimlerle bağdaştıran kişinin, alışık olduğu renkte görmediği şeylere karşı yabancılık duyduğu bilinen bir gerçektir.
3. Kullanıcı Kimliği
Renklere karşı her insanın faklı tepkiler gösterdiği bilinmektedir. İnsanların renklere karşı farklı tepkiler vermesinde, kişilik oluşumları, eğitim durumları, bilinç altında bastırılmış olan duyguları gibi bir çok neden vardır. Hangi tür nesne ve onun bilgisi olursa olsun, renklere ilişkin bilgilerimizin kendilerine özgü ve ayrıcalıklı bir yeri olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, mavi renk bir insana huzur verirken, bir başkası tarafından soğuk ve ciddi olarak algılanabilir. Bazıları ise hangi renkleri tercih ettiklerini bilirken bazıları bu konuda tamamen bilinçsizdir. Örneğin konuyu konut özelinde ele aldığımızda konutlar kendine özeldir ve içinde yaşayan bireylerin hayat felsefelerini yansıtır. Bir başka kullanıcıya sıkıntı veren bir mekan, kendi kullanıcısının ifade tarzı olacaktır. Bir konutta oturanın kendi düşüncesini yansıtmak ve bireyin renk tercihlerini ortaya çıkarmak ve böylece görünür yaşam tarzına göre hareket etmek gereklidir. Ancak bunu yaparken rengin tür, değer ve doymuşluk özelliklerini doğru kullanmak gereklidir.
Renk beğenisi konusunda kişinin geçmişindeki etkiler birer değişkendir. Renk küçük bir alanı kaplıyor olsa dahi, kişi önemli bir anısıyla bağdaşlaştırdığı rengi hemen fark eder.
Bir psikiyatri uzmanı olan Jung2, renklerin sembolik anlamlar taşıdıklarını ortaya koymak için hastalarına diledikleri renkleri seçerek tablolar yaptırmıştır. Jung’a göre bilinç altında gizlenmiş duygular, kullandıkları renklerle ortaya çıkacaktı.
1947’de Lünscher renk testini gerçekleştiren İsviçreli Psikolog Dr. Max Lünscher renklerin duygusal değerleri olduğunu ve insanların renk seçimlerinin kişiliklerinin aynası olduğunu savunmuştur. Lünscher, renk psikolojisinde, genel olarak insanı tanımlamada sarı, kırmızı, mavi ve yeşil kişilik olmak üzere dört rengi seçmiştir. (Tablo1.2). Bu 4 kişilik yapısı adını aldığı rengin özelliklerini taşır. Örneğin, kırmızıyı çok seven bir kişinin, güçlü, kendinden emin bir yapısı olduğunu ortaya koyuyordu. Toplumdan soyutlanmış, çekingen insanlarsa kırmızıyla barışık yaşayamazdı ona göre. Kırmızı kişilik, gücüne güvenir, hırslı, aktif ve girişkendir, çünkü kırmızı güç ve iktidardır. Ancak, bu kişiliğin abartılı haliyse gösteriş peşinde koşan ve kendini her şeyden üstün gören bir kişiliktir.
Tablo1.2: İnsanı Tanımlamada, Sarı, Kırmızı, Mavi ve Yeşil Kişilik Olmak Üzere Dört Renk Seçilmiştir.

4. Moda
Bir giysi, bir otomobil, bir mobilya ya da herhangi bir kullanım eşyasının toplumun değer yargılarının, geleneklerinin etkisi altında veya dışında, biçimlerinin değişime uğraması ve bunların estetik birtakım sembollerle ifade edilmesi, moda faktörünü oluşturur. Kişilerin renk tercihlerinde de moda, etken faktörlerden biridir. Renk tercihlerinde moda kültürel bir hareket anlamını taşır. Her şeyin yediğimiz yiyeceğin, dinlediğimiz müziğin, mobilyalarımızın, sağlık konusundaki inanışlarımızın, özetle simgesel evrenimizin toplamının kültürel olması gibi.
Kendimizi değişik renklerle ifade edebilmemizde en sık kullandığımız araçlardan biri giysilerdir. Giysiler, taşıdığımız rengin yarattığı etkiyi yansıtmamızı sağlar. Ancak, çoğu zaman giysilerimizde yer alan renkler bizimle bağdaşmasa bile toplum tarafından kabul görebilmek için moda olan renkleri tercih ederiz. Bazen de moda olmasına rağmen karakterimizle bağdaşmayacak renkleri reddederiz. Çünkü o rengin içinde, olduğumuzdan farklı bir imaj sergileme endişesi bizi rahatsız eder. Bu durumda, giysilerimizdeki renklerin doymuşlukları ve tonlarıyla farklı imajlar yaratma yoluna gidilir. Örneğin, bir gece davetinde vermek istediğimiz imaj ile bir iş davetinde vermek istediğimiz imaj farklı olabileceğinden renk tercihlerimiz de değişken olacaktır.
5. Dönem Stilleri
Renk tercihlerinin, farklı dönem stilleri incelendiğinde nasıl farklılaştığını veya benzeştiğini görmek mümkündür. İnsanın renk tercihinin çok eski çağlara dayandığını söyleyebiliriz. Çeşitli dönem ve ülkelerde rengin mekanlardaki yeri ve tercih edilen renk türleri, o dönemlerin stillerine göre değişmiştir.
Gotik iç mekanları incelediğimizde renk kullanımının değişik yorumlarla kullanıldığını görmekteyiz. Gotik pencere camları rengin kendi değerinin insan ruhuna olan doğrudan ilişkisini ortaya koymuştur. Bu durum gerçek olarak değil manevi bir şekilde yapıtla doğrudan ilişkilidir.
Rönesans renk tercihlerine bakacak olursak pek çok özelliğe rastlarız. Renk tamamıyla kişisel bir sanat haline gelmekte, dinsel ya da başka herhangi bir gücün yönettiği bir kavram olmaktan çıkarak bireyin kendi hissettiği sınırsız zevk ve ruh haline göre kullanılmıştır. Rönesans renk tercihlerinden biri altın renginin çokça uygulanışı idi. Bu renk sadece süsleme elemanı olarak değil, iç mekanlarda geniş alanlarda çokça göze çarpmıştır. Duvar yüzeylerinde hiçbir zaman pastel renkler kullanılmamıştır. Beyazı veya krem rengini boş kalan yüzeylerde ve renkli süslemelere zemin olacak şekilde uygulamışlardır. Her yerde metlik altın göze çarpar. Pompei kırmızısı, medium malachite, yeşil golden ocher, della robia mavisi gibi renkleri kullanmakta tereddüt etmemişlerdir.
Fransızlar Rönesans’ı geliştirmişlerdir. Daha az canlılığa ihtiyaç gösteren daha küçük mekanlar ortaya çıkmış ve böylece bugünkü dünyanın modern iç dekorasyonu ile uyum sağladığı pastel renkler ve değerler ortaya çıkmıştır.
Barok devirde renk kullanımı doruk noktasına ulaşmış ve perspektife olanaklarla hayali yerler yaratılmıştır.
Osmanlı mimarisinde ise 15.yy. sonuna ait Çinili Köşk’te altın varak uygulamasına rastlanmıştır. 15.yy. Osmanlı çinilerinde yeşil, firuze (Turkuaz), lacivert, patlıcan moru tercih edilen renklerdir. 15-16 yy. başında kullanılan renkler sır tekniğinde yapılmış çinilerde eskiden beri kullanılan mavi, lacivert, siyah, beyaz, sarı, fıstık yeşili ve altın yaldız örnekleri firuze gibi renklere bol miktarda rastlanır.16-17 yy. Osmanlı çinilerinde hem tekniğinde hem de renkte büyük gelişmeler görülür. İznik ocaklarında üretilen bu yeni örneklerde, sır altı tekniğinde yapılmış olan bu çinilerde hâkim olan renkler, domates kırmızısı, mercan kırmızısı, beyaz, mavi, lacivert, firuze, yeşil ve siyahtır. 17. yy’ın ikinci yarısından itibaren çinilerde domates kırmızısı kahverengine dönüşür. Diğer renkler soluklaşır. Mavi ve yeşil egemen renk olarak ortaya çıkar. 18.yy’da renkler birbirine karışmış gibidir ve soluktur.
Günümüzde de belli bir dönemin stilini yansıtmak istediğimiz mekanlarda renk tercihlerimizi belirlerken o stilin sahip olduğu renk türleri, değerleri ve doymuşluklarını incelememiz gerekir.
6. Yaş ve Cinsiyet
Yapılan deneyler bebeklerin doymuş ve sıcak renklere ilgi gösterdiklerini ortaya koymuştur. Bunun nedeni ise; doymuş sıcak renklerin dalga boylarının kısa ve yüksek titreşimli olmaları nedeniyle insan gözünün ağ tabakasına ilk önce çarpan renkler olmalarıdır. Yaş ilerledikçe kişilerin renk tercihleri daha karmaşık bir hal alır. Kişisel renk tercihleri, şartlanmış refleksler, alışkanlıklar ve geleneklerin etkisiyle, saf doymuş renklerden karışık yapılı doymamış renklere doğru yönelirler. Bu farklılıklar cinsiyetler arası renk tercihlerinde de farklılık gösterir. Örneğin, kadın renk tercihleri, kırmızı, pembe, eflatun, doymuş mavi, turkuaz gibiyken, erkek renk tercihleri, bordo, kahverengi, koyu yeşil ve grileşmiş renklerdir.
H.Frieling, Almanya, Hollanda, İsviçre, Avusturya gibi ülkelerden seçtiği denekler üzerinde renk tercihleri ile ilgili bir araştırma yapmıştır. Bu deneklere 23 adet değişik renk gösterilmiştir. Bu renkleri seçerken, aralarında esas farklılıklar olan renkleri tercih etmiştir. Örneğin, leylak, kahverengi, toprak sarısı gibi. Bu renkleri 5-28 yaş arasındaki çocuk ve gençlere göstermiştir. Bu deneylerin sonucunda, tercih edilen ya da edilmeyen her rengin ruhsal bir nedeni olduğu yorumunu yapmış ve birtakım sonuçlara varmıştır: çocuk yaşta reddedilen siyah, gri gibi renkler, ileriki yaşlarda tercih edilmiş, yine çocuk yaşta tercih edilen roza, eflatun ve mor gibi renkler ise, ergenlik çağı sonrası reddedilmiştir.
H.Frieling’e göre, “çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşanan sorunlar, zihin bulanıklığı ve dış çevreye açılma, iletişim kurmaya başlama gibi yaşanan gerçekler, kişilerin renk tercihlerini kökünden değiştirmekte ve derinden etkilemektedir. Çocukların gelişmesi, hayat hakkında bir şeyler öğrenmeye ve kendilerine ters gelen olaylara karşı tavır almaya başlamaları, aynı zamanda çocukken seçilen renklerin gençlik zamanında geri çevrilmesine yol açabilmektedir. Cinsiyete göre renk tercihleri konusunda da çok ender olarak tipik erkeksi ya da kadınsı renklerden söz edilebilir, çünkü gelişim sırasında cinsiyetler çok değişik yönlere kaymaktadır”.
7. Toplumun Değer Yargıları ve İnanç Etkisi
Renklerin evrensel anlamlarının yanı sıra, farklı coğrafi bölgelerde ve toplumlarda değişen anlamları vardır. Batı toplumlarında siyah, ölümü ifade eden ve cenaze törenlerinde tercih edilen renk olmasına rağmen, örneğin Japonlar cenaze törenlerinde beyaz rengi tercih ederler. Bunun anlamı ölümü hüzünle değil, yeniden doğuş ve yeni başlangıç olarak anlamlandırmalarıdır. Kültürler arası bu farklılıklar, renklerin farklı etkilerinden değil, toplumların farklı algı yapısı ve renk tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Sanatın her alanında toplumdan topluma, çağdan çağa değişen renk ve biçim anlamları, sembolleri vardır. Farklı toplumların değer yargılarına göre renklerin anlamları Tablo1.3.’de yer almaktadır.
Tablo.1.3: Farklı Toplumların Değer Yargılarına Göre Renklerin Anlamları.

Toplumların değer yargıları, inançları, estetik beğenilerin toplumlara ve dönemlere göre bir değişim içinde olmasına neden olur. Estetik değerler, içinde bulunulan coğrafi bölge, inanç sistemi ve toplumun şartlandırmaları sonucu zamanla değişim gösterir. Aynı şekilde, eski padişahlar oldukça canlı renklerde giyinebilirken, bugün bir devlet başkanının canlı renkler giyinerek işe gelmesi ciddiyetsizlik olarak algılanır. Buna karşılık, orta yaşın üstünde olan kişilerin parlak kırmızılar giymesi yadırganır. Bunun toplum tarafından hoş karşılanmamasının nedeni, kırmızı giyen kişinin kendini ön plana çıkarma, dikkat çekme isteğinden kaynaklandığı düşüncesine dayanır.
8. Renklerin Sembolik ve İşlevsel Anlamları
Renklerin psikolojik etkilerinin yanında, sembolik anlamları da vardır. Bu semboller günlük yaşamın bir parçası olarak her alanda karşımıza çıkmaktadır. Renkler, geçmişte görsel sanatlarda, bazı fikirleri ifade etmek için sembolik olarak kullanılmıştır.
Renklerin sembolik anlamlarının farklı toplumlarda farklı biçimlerde olduğu görülmektedir. Örneğin, Pekin’de parlak renkler, saraylar, tapınaklar ve diğer törensel binalar için ayrılmaktaydı. Dinsel olmayan binalar ise yapay olarak renksizleştirilmekteydi. Bu binalarda kullanılan tuğla ve kiremitlerin renkleri özel bir fırınlama yöntemiyle solgunlaştırılmaktaydı. Buna karşın Cennet Tapınağı’ndaki binaların damları mavi sırlı kiremitlerle kaplanmıştı. Halkın renkli kiremit kullanmasıysa yasaktı. Böylece, anlamlarından dolayı dinsel binaların diğerlerinden ayrılması, renklerin niteliğine göre sağlanmıştır. Renklerin sembolik anlamları genel olarak Tablo.1.4’te görülen şekilde tasnif edilmiştir.
Tablo.1.4: Renklerin Sembolik Anlamlar.

Günümüzde de semboller, günlük yaşamımızda her an karşımıza çıkarlar. Sembollerin kozmetik sanayinde, ilaç ve temizlik maddeleri ambalajlarında, gıda maddeleri ambalajlarında, fabrikalardaki alet ve makinelerde, cadde ve sokaklarda özel sinyal ve uyarı renkleri olarak da kullanıldıklarını görmekteyiz. Ayrıca, bayraklar, uluslar, eyaletler gibi bazı toplumları ve bölgeleri birbirinden ayırmak için bir işaret olarak da kullanılmaktadır. Okul, üniversite, spor kulüpleri gibi hemen hemen tüm organizasyonların kendilerini anlatan belirli bir rengi, bu rengi taşıyan amblemi ya da bayrağı vardır. Bunların dışında özel bir ifadesi, anlamı, amacı olan renkler vardır. Örneğin, purolar kahverengi olduğu kadar, puro kutuları da maun ya da sedir gibi puroyu ve kokusunu en iyi şekilde koruyan kahverengi ağaçlardan yapılır. Puro kutularının üstü ise altın yaldız ve canlı renklerle baskı yapılmış parlak kağıtlarla süslenir. Puroları, mor, lila, pembe renkli bir kutunun içinde düşünemeyiz. Bu renklerin de ilişkilendirildiği farklı kullanımları vardır. Örneğin, pembe, leylak renkleri bize daha çok kozmetikle ilişkili gelir ve purodan farklı kokuları anımsatır. Renkleri erkeksi ve kadınsı özelliklerle de bağdaştırırız.
Bazı objelerin kimliğini gizlemek, şeklini, büyüklüğünü gibi amaçların renk seçiminde etken olduğu görülmektedir. Gizlenmesi istenen mekan ve objelerin tanımlanmaması amacıyla, etraflarıyla olan ilişkilerinde kontrastları yok eden kamuflaj renkleri kullanılır.
Mekân içerisinde yer alan ısıtma boruları ve havalandırma ızgaraları gibi tesisatlar, çirkin görünümlerinin engellenmesi amacıyla, doygun olmayan renklerle ya da çevreleriyle aynı türden renklerle boyanarak fark edilmemeleri sağlanır. Öte yandan özellikle temizliğin ön planda olduğu sağlık mekanlarında, kirin hemen fark edilip uzun süre geçmeden temizlenebilmesi amacıyla, beyaz renk tercih edilir. Ancak, kirin hemen kaldırılamayacağı, düzenli aralıklarla temizlik yapılan mekanlarda ise alacalı desende yüzeyler ve kirin rengine yakın değerde renkler kullanılır.
Aynı renk kodunun farklı toplumlarda aynı anlamda okunduğu, uygulamada kullanılan bazı sembolik renkler aşağıdaki gibi sıralanabilir:
- Renklerin Tat Alma Duyarlılığıyla İlgili Sembolik Anlamları: Örneğin; sarı: ekşi, kırmızı: tatlı, kahverengi: acı, turuncu: tatlımsı
- Renklerin Madenlerde Kullanılan Sembolleri: Örneğin; altın: sarı, gümüş: yeşil, beyaz, demir: kırmızı, bakır: mavi
- Renklerin Ambalaj Sanayinde Kullanılan Sembolleri: Örneğin; kozmetik ürünler: eflatun, beyaz, pembe, mor
- Renklerin Elementleri Belirtmedeki Simgesel Kullanımları: Örneğin; su: beyaz, yeşil, yeşil-mavi, ateş: kırmızı, sarı
9. Mekânın İşlevine Uygunluk
Renk, mekânın işlevini ifade etmek ve gerçekleştirmek yoluyla mekân algılamasına katkıda bulunur. Seçeceğimiz rengin mekandaki işleve uygunluğu eylemlerimizi rahatlıkla sürdürebilmemize yardımcı olur. Dolayısıyla o renk tarafımızdan beğeni kazanır. Konut özelinde ele aldığımızda, konutlar özellikle dinlenme amaçlı kullanılan mekanlar oluğundan kontrast renkler çok dikkatli kullanılmalıdır. Kişilerin mekânı kullanma süreleri de göz önünde bulundurulmalı, her an eşyaların değişemeyeceği gerçeği ile gözü yormayan doymamış renkler tercih edilmelidir.
Mekanların birbirinden farklı ve birden fazla işlev taşıdığını göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla bir mekânın hangi amaca hizmet edeceği renk tercihlerinde önemli bir faktördür. Bu farklı işlevlere göre kullanılacak renk türlerinin değer ve doymuşluk dereceleri önem kazanır. Örneğin kırmızının doymuş halde oturma odamızın ya da çalışma odamızın döşeme ve duvarlarında, yoğun bir şekilde kullanılmasından rahatsız olabilirken, küçük bir nesnede beğenebiliriz. Renk tercihleri konusunda tasarımcının ve de kullanıcının en özgür olduğu mekanlardan biri konutlardır. Ofis ve hastane gibi mekanlarda kullanmaya çekindiğimiz doymuş ve parlak renkleri konutlarımızda kullanarak yaratılacağımızı zorlayabiliriz. Eğer tasarlanan iç mekân bir konut değilse genel ilkelere göre hareket etmek uygun olacaktır.
10. Mekân Boyutları
Mekânın boyutları renk seçiminde etken faktörlerden biridir. Renk tercihi, özellikle bir mekânın boyutlarının daha küçük-daha büyük, daha alçak-daha yüksek veya daha dar-daha geniş gibi olduğundan farklı algılatmak istediğimiz durumlarda oldukça önemlidir. Bu durum renklerin niteliksel özelliklerini bilmeyi gerektirir. Renk türlerinin nitelikleri bilinip, mekân algılaması ve sıcak-soğuk renklerin perspektif etkilerinden faydalanarak mekân boyutlarını olduğundan daha farklı boyutlarda algılanması sağlanabilir. Genel olarak sıcak renklerin daha yakın, soğuk renklerin ise uzak hissi verdikleri söylenebilir ancak bu etkiyi renklerin sıcaklıklarından önce doymuşlukları belirler. Doymuşluğu daha yüksek olan renk, soğuk bir renk de olsa daha yakınmış hissi verir. Renklerin tavan, duvar ve döşemelerde, mekân boyutlarının algılanmasına etkileri şöyle özetlenebilir:
- Yüksek tavanlar, sıcak renk ve koyu değerler ile daha alçak algılanırlar. Alçak tavanlar ise soğuk renk ve açık değerler ile daha yüksek algılanırlar.
- Yan duvarlar, soğuk renk ve açık değerler ile birbirlerinden daha uzak algılanırken, sıcak renk ve koyu değerler ile birbirlerine daha yakın algılanırlar. Karşı duvarlar, sıcak renk koyu değerler ile daha yakında algılanırken, soğuk renk koyu değerler ile daha uzakta algılanırlar.
- Döşemeler, sıcak renk koyu değerler ile kuytu ve emniyetli algılanırken, soğuk renk ve açık değerler ile temizlik ve genişlik etkisi uyandırırlar.
Tavanda, duvarda, döşemede, sıcak açık ve koyu değerler ile soğuk açık ve koyu değerlerin kullanılması sonucu bireyde uyanan psikolojik etkiler Tablo1.5’te görülen şekilde özetlenmiştir.
Tablo1.5: Yapı Elemanlarında Kullanılan Sıcak ve Soğuk Renklerin Açık-Koyu Değerlerinin Bireyde Uyandırdığı Psikolojik Etkiler.
